inandırıcı gelmedi bana....

6.26.2007 · Kategori: mesnevi ve mevlana

 

MEVLANA'NIN

MEZAR ODASINA GİRMEYE

KALKANLARIN BAŞLARINA

KORKUNÇ OLAYLAR GELİYOR!

 

Mevlana'nın kabrinin altınaki 'mezar odası'na 700 yılda sadece
 
bir kişi girebildi.
 
O da 7 yaşındaki bir kız çocuğuydu. Çocuğun dili tutuldu ve
 
bir daha konuşamadı.
 
O küçük çocuğun ne gördüğü bir sır olarak kaldı. Ondan sonra
 
girmeyi düşünenleri
 
bile korkunç felaketler bekliyordu. İşte,
 
Mevlana'nın esrarengiz sırrı...
 
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

mevlana da aşk

5.28.2007 · Kategori: mesnevi ve mevlana

MEVLANA`DA AŞK

Mevlana der ki: Aşk geldi, damarımda, derimde kan kesildi: beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin her yanını sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o...Uğrunda bir ömür bağışlanan, yanıp yakılan bu eşsiz sevgili Allah`tır. Allaha karşı aşırı sevginin kemale erişi, aşığın aşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar  olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu "ilahi-vuslattır". Mevlana bu yolun coşkun aşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur." Bizim peygamberimizin yolu aşk yoludur, biz aşk çocuklarıyız; aşk bizim anamızdır" der ve diriliğin hakiki aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler; " Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkta öl ki diri kalasın" Mevlana’nın aşkı, ömrünün 3 merhalesinde olgunlaşmış, bir ömür bu uğurda harcanmıştır. Mevlana bunu şöyle dile getirir "hamdım, piştim, yandım". Mevlana’ya göre gerçek aşığa aşktan başkası haramdır. " Aslolan sevmektir, insanın mayasında bu duyguyu arıtmalı, ayıklamalıdır. Bedenimiz bir kovan gibidir bu kovanın balı ve mumu da ilahi AŞKTIR" Mevlana’nın şiirlerindeki bağ, gül ve bülbül, hepside birer semboldür, asıl maksat Allah`tır. Mevlana derki:" Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O`dur. Altı yönde ve altı cihet dışında Mabut O`dur. Bağ, gül, sema ve sevgili... Hepsi bahane, maksat daima O`dur. İşte Mevlana’daki aşk ve sevgili... Çünkü o herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar ceset ve kalıp itibariyle çok, fakat maya ve ruh bakımından tekti. Bir rubaisinde:

" GEL, GEL, YİNE GEL, YİNE GEL... HER KİM OLURSAN OL, YİNE GEL... İSTER KÂFİR OL iSTER MECUSİ, iSTER PUTPEREST. İSTER YÜZ KERE BOZMUŞ OL TÖVBENİ..." diyor ve ilave EDİYORDU “UMUTSUZLUK KAPISI DEĞİL BU KAPI. NASILSAN ÖYLE GEL.!!

"Bütün bir insanlığı çağırıyor, aydınlık, nurlu kapısında, onlara gerçek yolu, Hak yolu gösteriyordu. Bu çağrıya uyanlar, onun etrafında kümeleşiyor, hidayet yolunu seçiyorlardı(bilgini, cahili, fakiri, zengini vs)Bu ilahi bir çağrıydı- Konya gönüller yurdu, âşıklar kâbesi olmuştu. Nitekim bu çağrı Mevlana devrinde de, Mevlana’dan sonrada gönüllerde aksini bulmuş, onun mübarek türbesi, onu sevenlerin bir sığınağı, ziyaretgâhı olmuştu. Artık şimdi Mevlana çağırılıyordu ve biz ona söyle sesleniyorduk artık;

" Gel, gel, yine gel, yine de... Ey Gönüller Sultanı, Ey

Koca Pir, Mevlana gel!

" Ey yılları yıllara ulayıp asan,

Ey nesillerden, nesillere ulasan...

Doyumsuz sevgine doymuyor insan

" Bir kere değil asla, bin kerre

Yinede gel, yine gel, yine gel"...

     

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

mesnevi-21

5.24.2007 · Kategori: mesnevi ve mevlana

"İnsanlar madenlerdir" sözünü hatırlasana; bir maden olur ki yüz binlerce madenden değerlidir.
Gizli kalmış la'l madeni, akik madeni, yüz binlerce bakır madeninden daha iyidir, daha üstündür.
A Ahmed, burada malın faydası yok... Aşkla, dertle, dumanla dopdolu gönül gerek burada.
[II, 2077–9]

O sandı ki bana cefa etti;
hayır aynamdan tozu sildi-süpürdü o.
[II, 2094]

İki kişi bağdaştı, uzlaştı mı, hiç şüphe yok ki aralarında,
birleştikleri bir şey vardır.
Kuş, kendi cinsinden olmayanla nasıl uçar?  ...
[II, 2101–2]

Bülbüllere yarasan yer, çayırlık-çimenliktir; bok böceğinin en güzel yurdu da pisliktir.
[II, 2116]

Değil mi ki dünyada define var, yorulma, incinme...
Ancak hiç bir yıkık yeri de boş sanma.
Ne olur, ne olmaz de de
her dervişin yanına var;
bir belirti buldun mu da iyice sarıl,
dön-dolaş çevresinde.
Değil mi ki can gözü yok sende;
her varlıkta bir define um.
[II, 2147–9]

Kim, Tanrı’yla oturmak dilerse
erenlerin huzurunda otursun.
[II, 2164]

Bir şüphedir, saldı onlara; kandırdı onları... Ah, arkadaşlardan ayrılmamak gerek.
[II, 2181]

Rüyada nice şaşılacak şeyler aydınlanır;
gönül, rüyada pencere görür.
Uyanıkken güzel bir rüya gören kişiyse ariftir;
onun bastığı toprağı, gözüne çek.
[II, 2237–8]

Ağrı-sızı, definedir; acıyışlar ordadır;
deri yırtıldı mı iç tazelenir.
[II, 2263]

Böylesine akıl sahibi olmadansa bilgisiz olmak daha yeğ;
eli deliliğe vurmak gerek.
Faydanı nerde görüyorsan kaç ondan.
Zehir iç, Ab-ı hayatı dök gitsin.
Kim seni överse kov o kişiyi.
Sermayeni, kazancını müflise borç ver.
Eminliği bırak, korkulu yere var.
Ardan, hayâdan vazgeç;
rüsva ol, adın, apaçık rezile çıksın.
Ben uzağı düşünen aklı sınadım;
bundan böyle kendimi deli divane edeceğim ben.
[II, 2332–236]

Bir de eren, tutar da deliliği kendisine perde ederse, a kor,
onu nerden tanıyabilirsin sen?
Fakat tam inanç gözün açıksa,
her taşın altında bir çavuş seyret.
[II, 2350–1]

Duyanın tiksintisinden feryat eden bilgi,
taklitten meydana gelmiş, bellemekle elde edilmiş bilgidir.
Yem için, yiyecek için öğrenilmiştir, aydınlanmak için değil.
O bilgiyi elde etmek isteyen kişi gibi o bilgi de
aşağılık dünya bilgisidir.
Onu elde etmek isteyen,
halkın geri kalanlarını,
ileri gidenlerini elde etmek için ister;
şu dünyadan kurtulmak için değil.
Bu çeşit adam, fare gibi her yana delikler deler;
fakat ışık, onu sürdü mü, kapıdan el çeker-gider.
[II, 2433–6]

Sözde kalan bilgi, cansızdır;
alıcıların yüzlerine âşıktır o.
Bahse girişildiği zaman o bilgi,
değerli görünür ama alıcısı olmadı mı, olur-gider.
Benim müşterim Tanrı’dır,
"Allah satın almıştır" buyruğunca odur beni yücelere çeken.
[II,2440–2]

Yarabbi, bu bağış bizim haddimiz değil; senin lütfun bu; zaten gizli lütuf sana layık. Elimizi tut; bizi, bizim elimizden satın al; perdeyi kaldır; perdemizi yırtma bizim. Bizi, şu pis nefsin elinden satın al; çünkü bıçağı, kemiğimize dayandı artık. A tacı-tahtı olmayan padişah, bizim gibi çaresizden bu pek güçlü bağı kim çözecek? Ey sevgi bağışlayan, merhamet veren Tanrı, bu çeşit sağlam kilidi, senin lütfundan başka ne açabilir? Biz, kendimizden sana baş çevirir, sana yüz tutarız; çünkü sen bize, bizden de yakınsın. Bu dua da senin bağışın, bunu da sen öğrettin bize; yoksa külhanda ne diye gül bahçesi bitsin?
[II, 2447–2453]

 ALLAH, O’NDAN RAZI OLSUN….

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

mesnevi-20

5.24.2007 · Kategori: mesnevi ve mevlana

Taş tahtaya yazı yazacak kişi, durmadan, dinlenmeden önce onu yıkar, siler; ondan sonra o harfleri yazar.
Tanrı da gönlü kan haline getirir; horluk gözyaşıyla yıkar; ondan sonra da ona sırlar yazar.
[II, 1828–9]

Ağır yükün altına giren hamal,
başkalarından yükü kapar.
Hamalların yük için savaşlarını gör...
İş için çalışıp çabalamak böyledir işte,
seyret hele.
[II, 1836–7]

Cennet, tiksindiğimiz şeylerle kaplanmıştır;
cehennemlerse şehvetlerimizle kaplanmış.
[II, 1838]

Sen İsa’ya acı, eşeğe acıma; tabiatı, aklına baş etme.
Tabiatı bırak da zari-zari ağlasın;
sen ondan al da can borcunu öde.
Yıllardır, eşeğe kul oldun; yeter artık;
çünkü eşeğe kul olan, eşeğin ardından gider.
[II, 1855–7]

Fakat İsa’nın eşeği, gönül huyunu aldı; akıllıların durağında durak sahibi oldu. Çünkü akıl üstündü; eşek arık... Şişman olan, iri olan, eşeğe bindi mi, eşek büsbütün arıklaşır. A eşek değerli, aklının arıklığından bu per perişan eşek, ejderha kesildi.
[II, 1859–61]

...akıllı birinden gelen cefa,
bilgisizlerin vefasından iyidir.
Peygamber, akıldan doğan düşmanlık,
bilgisizin seviyesinden daha iyidir demiştir.
[II, 1878]

Eşek, eşekliğinden, sahibinden kaçar; sahibi de yaratılışı iyi olduğundan peşine düşer onun. Bir fayda ümidiyle, bir ziyan korkusuyla peşine düşmez; bir kurt yahut başka bir yırtıcı canavar, onu paralamasın diye koşar.
[II, 1900–1]

Aslan kesilmiş bir erin avı, sevgidir, acıyıştır; dünyada ilaç, hastadan başka kimseciği aramaz.
Nerde bir dert varsa deva oraya gider;
neresi alçaksa su, oraya akar.
Sana acıyış suyu gerekse yürü, alçal;
ondan sonra da acıyış şarabını iç, sarhoş ol.
Ey oğul, ta başa dek, rahmet içinde rahmet var;
bir tek rahmeti yeter bulma.
A yiğit, gökyüzünü bile al ayağının altına;
göğün üstünden gelen nağmeleri dinle.
[II, 1939–42]

Can ayağından beden bukağısını çöz,
çıkar da toplum çevrende dönsün, dolaşsın.
Nekeslik zincirini
elinden, boynundan at...
Şu köhne felekte yepyeni bir baht elde et.
[II, 1949–50]

Düzenini gördün ya, bir de o düzen nerden geldi? Yürü de başlangıca doğru git. Aşağılık dünyada ne varsa yücelerden gelmiştir; hadi, gözünü yücelere dik.
[II, 1973–4]

Yücelere bakmak, önce göz kamaştırır ama göze ışık verir, aydınlık bağışlar.
Gözünü aydınlığa alıştır; yarasa değilsen o yana bak. İşin sonunu görmek, senin ışığının belirtisidir;
içinde bulunduğun şehvete düşmektense, gerçekte, mezarındır senin.
[II, 1975–77]

Hey gidi-hey...
Başta dönüp koşan nice bilgiler,
nice hünerler vardır ki insan,
onunla baş olmak isterken baş elden gider.
Başının gitmemesini istiyorsan ayak ol;
tasarruf sahibi, tedbir sahibi kutba sığın.
[II, 1983–4]

 

A Tanrı, su taş gönlü mum et; feryadını bir hoş hale getir, acınmışlardan et onu.
[II, 1993]

Bir dertlinin taşı damdan düştü*...
Ondan gerçeği gizledik ama
gizlenmedi ki.
Fakat bilgisize, dertten uzak düşene
kaç kere gösterdiler de
gene görmedi.
Aynanın gönlü temiz olmalı ki
onda görünen çirkin yüzü,
güzel yüzden ayırt edebilesin.
[II, 2061–3]

Mademki verdiğin ilaç, derdi arttırıyor;
sen de sözü, isteyene söyle;
"Abese"** suresini okuyuver.
[II, 2067]

 

* : "Taşı damdan düştü" sözü, bir adamın gizlediği bir şeyin meydana çıktığını anlatan bir sözdür.
** :
Abese(1–4) : "Yüzünü ekşitti ve dondurdu kor geldi diye. Belki o, arınacaktır, ne bilirsin? Yahut da öğüt alacaktır da ondan yararlanacaktır."

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::